DELL EMC ile Çok Konuşulan Az Bilinenler

Mobilite, Büyük Veri, Bulut Bilişim ve elbette Nesnelerin İnterneti… Hemen her gün duyduğumuz, artık kulak aşinalığı kazandığımız ünlü teknoloji terimleri aslında ne ifade ediyor? İşte çok konuşulan ama az bilinen o terimlerin anlamları…

Nesnelerin İnterneti Nedir?

Günümüzün son derece popüler terimi Nesnelerin İnterneti, internet ve Bluetooth teknolojisi ile cihazları birbirine bağlıyor. Ama nasıl? İşte cevabı..

Nesnelerin İnterneti’ni bir nevi Terminatör: Makinelerin Yükselişi’yle benzeştirmek zor değil aslında. Hatırlayacak olursanız orada Skynet vardı ve filmdeki tüm robotlar birbirleriyle tek bir yapay zeka üzerinden iletişime geçiyordu. Yani şöyle düşünün: Tüm makineler tek bir merkezden yönetiliyor, her bir makine bir diğeriyle anında veri iletişimine geçebiliyor ve bu sayede adeta tek bir vücut gibi çalışabiliyorlardı. Bunun günümüzdeki uyarlaması ise, bir nevi Nesnelerin İnterneti.

Tabi kötü senaryoyu aklımıza şimdilik getirmeyelim. Sonuçta yaşadığımız dönemde bilim kurgu öğelerinden fırlamış gibi duran bir ton cihaz kullanıyoruz: Akıllı saat, akıllı telefon, giyilebilir başlık, sanal gözlük ve hatta Google’ın ürkütücü robotu Atlas da bunlardan biri. Üstelik bu, şimdilik sadece başlangıç. Yapılan araştırmaya göre, 2020 yılında yaklaşık 26 milyar cihaz internete bağlanabilecek. Bu da karşımıza Nesnelerin İnterneti’ni çıkarıyor.

Peki, geri saralım.

Nesnelerin İnterneti kısaca, internet ve Bluetooth teknolojisiyle birbiri ile konuşan ve bir uygulama, bir yazılım üzerinden yönetilen cihazların tümüne verilen bir isim. Örnek olarak Google‘ın Nest akıllı termostatını verebiliriz. Bu akıllı cihaz, sizin alışkanlıklarınızı öğrenerek evin sıcaklığını istediğiniz seviyeye getiriyor. Yine benzer ürünlerden akıllı prizler vasıtasıyla, mobil cihazınız üzerinden evdeki prize bağlı kahve makinesini çalıştırabiliyor ve eve vardığınızda, kahvenizi hazır bulabiliyorsunuz. Veya bir başka örnek; gece yatağa yattığınızda tüm evin kapılarının otomatik olarak kilitlenmesi gibi. Son kullanıcıya yönelik bu gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Peki, ya kurumsal açıdan bakıldığında neler oluyor? Nesnelerin İnterneti bu alanda büyük önem kazanıyor.

Akıllı evler bir yana, Nesnelerin İnterneti özellikle organizasyonlarda, imalat sanayiinde, güvenlikte ve tarım alanlarında büyük önem arz ediyor. Şehir içinde toplu ulaşım noktasında da Nesnelerin İnterneti’nden faydalanıldığını görüyoruz. Otobüs duraklarında yer alan ekranlar buna en güzel örnek. Otobüsün ne kadar zaman sonra durağa geleceğini o ekranda görüyoruz ve bu, durakla otobüsün arasında olan mesafenin süreye dönüştürülerek ekrana yansıtılmasıyla mümkün oluyor. Yine kuruluşlarda ısıtma ve havalandırma sistemlerini, Nesnelerin İnterneti ile kontrol altına alabilmek mümkün. Oda veya bölümdeki popülasyonun ve ısının belirlenen barajı aşması ve düşmesi halinde, havalandırma ve ısıtma sistemlerinin otomatik olarak devreye girmesi sağlanabiliyor. Bu yolla büyük enerji tasarrufu da tabii ki öyle…

Kısacası Nesnelerin İnterneti hayatımızı kolaylaştıran ve mutfağı bir hayli karışık bir iş aslında. Mutfak dediğimize bakmayın, aslında tam bir laboratuvar. Evet, Nesnelerin İnterneti’ni kullanmak isteyen kurumlar, bir laboratuvar ortamında işi öğreniyorlar. Dell EMC’in Avrupa’da açtığı ilk laboratuvar mesela… Dell EMC, bu laboratuvarlarda kurumlarla birlikte çalışarak, onlara Nesnelerin İnterneti çatısı altında sunabilecekleri çözümleri anlatıyor. Elbette buna kulak vermek kurumların, teknolojiyi kullanmak bizim işimiz.

Büyük Veri Nedir?

“Büyük Veri”… Eğer teknolojiyle aranız hiç yoksa bahse gireriz ki bu terimi daha önce hiç duymamış olabilirsiniz…

“Büyük Veri”… Eğer teknolojiyle aranız hiç yoksa bahse girerim ki bu terimi daha önce hiç duymamış olabilirsiniz, fakat size Büyük Veri için çalıştığınızı söylesem, ne dersiniz?

Evet, aslında hiç farkında olmaksızın Büyük Veri için hizmet ediyoruz. Tıpkı Facebook’u, Twitter’ı, Instagram’ı ve benzeri sosyal medya devlerini ayakta tuttuğumuz gibi. Evet, Facebook’u ayakta tutan Mark Zuckerberg değil, sizsiniz! Aslında hepsi birbiriyle ilişkili… Gelin, baştan başlayalım.

“Büyük Veri” dediğimiz bu kavram, aslında internetin ortaya çıkmasıyla birlikte, biz daha ne olduğunu bilmiyorken hayatımıza girdi. İnternette yaptığımız her hareket, attığımız her tweet, gönderdiğimiz her video veya paylaştığımız her fotoğraf internete, dolayısı ile Büyük Veri’nin kasasına giriyor. Yani bunu, internetteki tüm bilgilerin bir arada olduğu bir samanlık gibi düşünebilirsiniz. Peki, bu samanlıkta önemli bir bilgiye ihtiyacımız olduğunda nasıl arayıp bulacağız? İşte burada devreye kurumlar ve onların geliştirdiği mükemmel yöntemler giriyor.

Konuya ısındığınızı varsayıyorum. O halde kavramları biraz değiştirip, Büyük Veri olgusuna daha kurumsal yaklaşalım. Büyük Veri, dev yazılım şirketlerinin AR-GE çalışmalarıyla birlikte, internetteki bilgi çöplüğünde yer alan tüm verilerin, anlamlı ve işlenebilir hale getirilmiş biçimine denir. Yığın verilerin işlenmesi için ihtiyaç duyan sektörlerden bazılarıysa sağlık, eğitim, endüstri, sanayi ve kuşkusuz iletişim. Bu ve daha pek çok sektörde ihtiyaç duyulan verilerin işlenmemiş, yani ham olarak tutulması ne kadar maliyetliyse, aynı zamanda istenilen doğru veriye ulaşılması da bir o kadar zahmetli. Çözüm: Büyük Veri. Büyük Veri ile tüm verileri tutmak yerine, ihtiyaç olan doğru verinin tutulması maliyeti düşürür, zaman kazandırır.

Şirketlerin bunu kullanarak yüzde 50 oranında daha fazla kazanç elde ettiğini biliyor muydunuz?

Sadece bu da değil. Bu şirketler, diğer şirketlere oranla pazar çalışmalarında doğru hedefe ulaşma konusunda yüzde 41 daha etkili, reklam harcamalarında yüzde 37 daha başarılı, sosyal medya kullanımındaysa yine yüzde 37 oranında iyi durumdalar. Evet, buna karşın global çapta organizasyonların yüzde 44’ü Büyük Veri’yi nasıl kullanabilecekleri konusunda emin değil. Bardağın dolu tarafındaysa yüzde 56 gibi bir üstünlük var. Ancak özellikle Kuzey Amerika’da bu işe ciddi yatırım var. Buna göre bu bölgede 2014 yılında şirketlerin yüzde 54’ü Büyük Veri’ye inanırken, 2015 yılında bu rakam tam yüzde 73’e ulaşmış.

Bulut Bilişim Nedir?

“Bulut” derken, havadaki bulutu kastetmediğimiz açık. O halde buradaki “Bulut” ne anlama geliyor?

Son dönemde dilimize pek çok yabancı kavram eklendi. Bunlardan biri de Bulut Bilişim. “Bulut” derken, havadaki bulutu kastetmediğimiz açık. Fakat aslında olgu olarak konuya çok güzel açıklık getiriyor.

Artık mobil bir dünyada yaşıyoruz ve verilerimize her an her yerden erişmek en doğal hakkımız. Peki, bu nasıl oluyor? Yani, nasıl oluyor da Google’a gönderdiğimiz fotoğrafları cep telefonumuzdan her yerde görüntüleyebiliyoruz. Cevap: Bulut Bilişim sayesinde.

Daha iyi anlamanız için örneklendirmek gerekirse; eskiden fotoğraflarımızı harici disklere yedeklerdik, şimdi Bulut’a… Yine MP3 çalarlarımızdaki şarkılarımızı da öyle… Artık onun yerine online müzik servislerini kullanıyoruz. Neden? Çünkü her an her yerden erişmek mümkün oluyor. Çünkü kişisel yedeklemenin güvenliğini sağlama zahmetinden kurtuluyoruz. Çünkü harici diskimiz bozulursa yedeklerime ne olacak kaygısını omzumuzdan atıyoruz. Ve çünkü böylesi daha hesaplı.

Kuşkusuz kurumlar da Bulut Bilişim’in sonsuz nimetlerinden faydalanıyorlar. Verilere her yerden erişmek onların da hakkı… Ancak Bulut denince aklınıza kocaman firmalar gelmesin; küçük ve orta ölçekli firmalar bile Bulut sayesinde büyük tasarruf sağlıyorlar. Misal, Bulut Bilişim kullanan kurumların kullanmayan kurumlar karşısında nasıl bir gelir büyümesi elde ettiğine bakalım.

İşte, kurum içi bulut bilişimden faydalananlar, kullanmayanlara oranla tam yüzde 46, kurum dışı bulut bilişimden faydalananlar ise, diğerlerinin aksine tam yüzde 51 fazla gelir büyümesi elde ediyor. Ayrıca yine yüzde 42 zaman tasarrufu, yüzde 40 oranında işleri daha hızlı tamamlama ve yüzde 38 değerinde de IT kaynaklarını paylaştırma imkanı kazanıyorlar. Yani bu iş, kurum tarafında da bir hayli kazançlı. Peki, global pazarda şirketlerin ne kadarı bunu kullanıyor?

Dell EMC‘nin araştırma verilerine göre, 2015 itibariyle şirketlerin tam yüzde 84’ü buluttan faydalanıyor. Kuşkusuz bu yıl sonuna kadar bu rakamın artması bekleniyor. Yani işin özü Bulut güzel bir şey, onu kullanın.

Mobilite Nedir?

Mobil yaşamla birlikte bizim yaşamlarımız da değişti. Artık gezgin kullanıcılarız. Peki, bunun avantajları neler?

Mobilite, Mobility’den devşirilerek dilimize giren bir kavram. Aslında tam karşılığı hareketlilik, devingenlik ve akışkanlık olarak yer bulsa da, artık bizce o, Mobilite. ’90’lı yıllarda ilk cep telefonlarını ülkemizde kullanmaya başlayarak aslında mobil yaşam için önemli bir adım atmış olduk. Sonra ortaya çıkan hemen hemen bütün teknolojik cihazlar da bunu destekler yapıda oldu. Telefonları takiben masaüstü bilgisayarlar daha küçük ebatlı laptop’lara, laptop’lar da daha ince ultrabook’lara dönüştü ve sonunda işte geldiğimiz noktadayız. Mobilite, artık hayatımızın önemli bir parçası.

Mobil yaşamla birlikte bizim yaşamlarımız da değişti. Meslekler, iş kolları, eğitim sistemi ve daha pek çok alanda da Mobilite ile büyük değişimler gerçekleşti. Artık eğitim sisteminde “uzaktan eğitim” şeklinde tanımlanan bir sistem var mesela. Yine öte yandan bazı şirketler, çalışanlarına, ofis yerine evlerinden veya istedikleri her yerden çalışma esnekliği sunabiliyorlar. Mobilite sayesinde işimizden, eğitimimizden ve hayatımızdan geri kalmıyoruz. Dünyanın en uç köşesinde bile olsak, sevdiklerimize bir kamera kadar yakın, bir mikrofon kadar uzağız. Ve bu ikisi de elimizdeki akıllı telefon ve tabletle her an yanımızda.

Aslında Mobilite’nin bir diğer anlamı ise şu: “İşleyen demir ışıldar”. Ne alaka mı? Şöyle söyleyeyim…

Yapılan araştırmalara göre, mobil teknolojileri kullanan şirketler, bu teknolojilerle ilgilenmeyen şirketlere oranla tam yüzde 53 daha fazla kazanç elde ediyor. Sadece bu da değil; bu şirketler yüzde 39 daha verimli, iş süreci iyileştirmeleri yüzde 21 daha başarılı ve kağıt işleriyle de yine yüzde 21 oranında daha az uğraşıyorlar. En sıkıcı da sonundaki aslında. Bence sırf bunun için bile mobilite’ye sıcak bakılmalı. Ee, madem böylesi dev bir kazanç söz konusu, peki neden şirketlerin tamamı mobil teknolojileri kullanmıyor? Bu konuda 4 korku var:

  • 1- Veri güvenliğini sağlayamama,
  • 2- Sınırlı bütçe,
  • 3- Veri ihlalleri,
  • 4- Şirket bilgilerinin çalışanların cihazlarında taşınması,

Korkuya lüzum yok, bu konular yönetilebilir konular. Özellikle Dell EMC‘nin “Bring Your Own Device” felsefesiyle birlikte çalışanlar kendi tablet ve dizüstü bilgisayarlarını kullanabiliyor ve güvenlik çözümleriyle veri güvenliğini de tehlikeye atmıyor. Elbette şirketin bütçesi sınırlıysa yapacak bir şey yok… “Bütçe yok,” sözü karşısında, söyleyecek söz yok.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir